Eric Hornung'un Hatalı Mısır İmgesi

Göktuğ Halis

XX. yüzyılın son on yıllık diliminde Doğu Bloku ülkelerinin çözülüşü, düşünsel düzeyde beklenmedik etkiler yarattı. Başta Batı olmak üzere kapitalist sistemlerle yönetilen ülkeler, Sosyalizmi ve bunun yanlış uygulanışındaki hatırı sayılır zaman dilimini "nihai bir sonucun" ve kaçınılmaz bir yazgının ifadesi olarak görmeye dair "sistemli bir çalışma" yürüttü. Yaşanan son ekonomik krize dek, kapitalizmin yaşamaya muktedir "tek ekonomik sistem" olduğu iddialarını reddedenlerin yalnızca "romantikler" olduğu, ince bir alayla dile getirilmekteydi. Son küresel krizle birlikte ise Marksizmin kavramlarına geri dönüş sürecinde yaşanan popüler eğilim, içi boş niteliklerine karşın, kapitalizmin de tek kutuplu bir dünyada yaşamayı başarabilme iddiasının üzerine çullanmaya başladı.  

Tüm yüzeysel eleştirilerin ve fanatik taraftarlığın dürtüleriyle yapılan savunuların ötesinde en temel yanılgı, Kapitalizm ya da Sosyalizm karşıtlığının özünde, maddi alana uzanmış bir yönetim ve işletim mekanizmasının ya da toplumsal kaynakların kullanımı, üretimi ve paylaşımı sürecindeki "yöntemsel" farklılığın bulunduğu iddialarında yatmaktaydı. Yaşanan tüm başarısızlıklara karşın, kapitalizmin alternatif sistemi olarak sosyalizmin en kritik niteliğinin, tarihsel olarak geleceğe taşıdığı yepyeni bir toplum, insan ve yaşam umudu olduğu atlanmamalıydı. Sosyalizmin saltık bir ekonomik donanım olmadığını atlayan realistler(!) konuyu uzmanlar arası iktisadi tartışmalara indirgeyen yaklaşımlarıyla, ortalığı bulandırmaya çalışsa da, Marksizmin açtığı yolun "gelecek umuduyla" açıkça ilgili olduğu gerçeğini değiştiremedi.

Reel-sosyalizmin ortadan kalkışının düşünsel düzeydeki beklenmedik etkilerinin başında, popüler gizem kültlerinin hortlayışı geldi. Elbette bu dönemecin, insanlık tarihinin neredeyse hiç kesintisiz biçimde yürüyen ve değişen zaman ve koşullara rağmen, öyle ya da böyle yaşamaya devam eden eğilimlerinin "miladı" olduğunu söylemek istemiyoruz. Ama XVII. yüzyıldaki bilimsel açılımlarla girilen yolun, çok geçmeden "özündeki" mistisizmi dışlayarak, bilgiyi pozitifleştirme noktasındaki ısrarının, gizemci okulların ve öğretilerin "evrensel düzeydeki" geçerlilik iddialarını önemli oranda sarstığı açıktır. Bunun sonucunda da Batı'nın, yarattığı yeni tür bilim aracılığıyla kendi köklerine ve özellikle Mısır'a karşı yürüttüğü ideolojik mücadelede önemli bir avantaj yakaladığını söylemek mümkündür. Bu elbette bilinçli bir çaba ya da sonuç değildir; zira bugün bizlerin Bilimsel Dönüşüm Çağı ya da Bilimsel Devrim Çağı  olarak adlandırdığımız dönem, Batı-Merkezci tarih teorilerinin oluşumundan aşağı yukarı iki yüz yıl öncedir. Üstelik, tüm bu bilimsel atılımların kökeninde kesin ve tarihsel olarak izlenebilir, Afrika ve Mısır merkezli öğretiler bulunmaktadır. Ancak ne olursa olsun Batı bilimi çok geçmeden bu mistisizmi dışlamıştır. XX. yüzyılın ortalarında yeterince olgunlaşan pozitif bilimler ağı içinde artık söz konusu mistisizme ve dünyaya ilişkin felsefi tasavvurlara yer yoktur... Sağda solda dolaşan örgütler, iddialar ya da kurgular; ancak cemaat içi gerçeklik alanları olarak değer görmüştür...

Batı Bilimi, başta Mısır kökenli felsefeler ya da gizemci öğeleri dışlarken, kökenleri XIX. yüzyılda atılan Batı-Merkezci teorilerin "Avrupa'nın üstünlük" iddialarını destekleyen veriler de sunmuştur. XIX. yüzyıl manipülasyonu ile, kendisini geçmişe bağlayan "nahoş" çıkarımları bir kenara bırakan Avrupa, izlediği yol ile dünyanın geri kalanıyla kıyaslandığında ulaştığı üstün aşamayı hakettiği projesini biçimlemede başarılı olmuştur. Bununla birlikte bu başarı, kısa sürelidir.

XX. yüzyılın sonu ve XXI. yüzyılın içinde yaşadığımız ilk on yıl , XIX. yüzyılın ikinci yarısında artık tamamıyla oturmuş bir nitelik kazanan "pozitif dünya algısının", bireylerine "Hıristiyanlığın umudunu aşmayan" ama hayatın tam içinde sistematik bir çalışma temposunu yükleyen zorunluluk kültürünün zorlama sonuçlarının inkarını vermektedir. Geçmişi, bugünü ve geleceği, Tek Tanrılı dinlerin vaat ettiklerinin dışında ve büyük bir oranda onlara karşıt olarak, mitolojiler, halk efsaneleri ve kurgusal çıkarımlarla anlamlandırmaya çalışan genel ve popüler eğilim bize; XVII. yüzyıl kırılışının öncesindeki yaşam algısının tekrarını mı vermektedir?  Sosyalizm tehdidinin ortadan kalkması ve diğer taraftan seçilen yolun "hiç de üstün bir yol olmadığının" üzerinde ısrarla duran tarihsel gerçeklerle birlikte Batı ansızın, inkar ettiği annesinin kucağına oturuvermeye mi başlamıştır? Kapitalizmin bu teorilerin ve eğilimlerin yaygınlaşmasındaki kazancı ya da bu yaratımlardaki rolü ayrı bir tartışmanın ürünüdür. Açık olan, günümüzde, toplayıcı-avcılardan itibaren Batı'nın bilimsel devrim atağının çizdiği yola girene dek kesintisiz biçimde yaşadığı "tarihi ve bugünü", toplumsal, ekonomik ve doğal olguları, mitolojiler ve otantik halk öykülerinden açıklama eğilimine geriye dönüldüğüdür. Bu ise istemli olsun ya da olmasın "Batı'nın" Mısır ya da bir bütün olarak Doğu merkezli gizem kültleriyle yeniden içli dışlı olmaya başladığını gösterir. Öyleyse, Batı'nın Mısır ile arasına koymaya çalıştığı mesafenin yeterince güçlü olmadığını ve 300 Spartalı filminin son sahnesinde kahramanın, "Şu mistisizm belasını dünyadan silin!" haykırışının taşıdığı umut, hayata geçememiştir. Liberal dünya, tıpkı tarihsel olarak adaletsiz sosyo-ekonomik oluşumlar gibi, hayatın umudunu eninde sonunda, o alabildiğine küçümsediği Mısır'ın avuçlarında aramaktadır.

Batı Merkezci Tarih Teorisi, yalnızca pratikte ve sosyo-ekonomik koşulların bir dayatması olarak değil, kurgusal olarak da ciddi karşı çıkışlara yanıtlar geliştirmek zorunda kalmıştır. Martin Bernal'ın Türkçe'ye Kaynak Yayınları tarafından çevrilen "Kara Atena-Antik Yunanistan Uydurmacası Nasıl İmal Edildi" isimli çalışması, kimi ülkelerin entelektüellerini ayağa kaldıracak ve devlet mekanizmasını işletmeye varacak düzeye dek etki yaratmıştır. Ancak Bernal'a gelinceye dek, Batı-Merkezci Tarih Teorisi, azımsanmayacak eleştirilere uğramış, yanıtlaması gereken soruların ağırlığında çöküşe zorlanmıştır. Bununla birlikte yapılan eleştirilerin ağırlığı, başta Mısırbilim olmak üzere bilim adamlarının ve uzmanların yardıma çağrıldığı yeni bir dönemin başladığını göstermektedir.

Batı Merkezci Tarih Teorisini eleştiren Afrika Merkezciliği "modalaşma" iğnelemesiyle küçümsemeye çalışan Mary Lefkowitz'in, "Afrika Merkezci bir yazarın, Yunanlılara atfedilen icatların aslında Eski Mısırlılara ait olduğunu savunduğu bir makalenin yayınlanmadığı bir haftaya zor rastlarsınız!" şeklindeki sözleri, ulaşılan aşamanın derecesini gösterir. Lefkowitz gibi tartışmaya batı perspektifinden bakan araştırmacılar ve uzmanlar için büyük bir sorun oluşturan M. Bernal ve benzeri Afrikamerkezci karşı çıkışı değerlendiren, dünyanın önde gelen Mısırbilimcisi Erik Hornung’da, benzer bir tavır takınmaktadır. Türkçe'ye Kırmızı Kedi Yayınları tarafından “Ezoterik Mısır” ismiyle çevrilen kitabında Hornung, Bernal'ın perspektifini "çarpık" olarak nitelemektedir. Bir sonraki adımda ise bu çarpıklığın Hornung'a göre nedenini anlarız: Çünkü Bernal, tüm bilgeliğin Afrika kökenli olduğunu savunmaktadır.

Hornung, Afrikamerkezcilik kapsamındaki değerlendirmesinin bir yerinde, neredeyse zoraki olarak "Mısır'ın insanlık için bir başlangıç" olduğunu kabul etmektedir. "İşte insanlığın tarihinde Mısır bir başlangıçtır. Bu tarihin ilk yarısına, İÖ 300’ den yaklaşık 500’e kadarki döneme neredeyse yalnızca Mısır ve Mezopotamya damga vurur. Başka kültürler politik ve düşünsel sahnenin ön planına ancak bu tarihten sonra çıkar..." demektedir Hornung, ancak Mezopotamya ile birlikte isminin anılışı Mısır'ın öncü rolünün etkisini azaltmaya yönelik gözükmektedir. Bu bir tarafa Hornung, Afrikamerkezciliğe atfettiği "yanlış" tarihsel saptamalara; onun ifadesiyle uydurmalara alabildiğine eleştirel yaklaşırken, değerlendirmesinin hiçbir yerinde Batımerkezcilik'ten bahsetmemekte, bu tanımlamayı tek bir yerde bile kullanmamaktadır. Peki Afrikamerkezcilik, Batımerkezcilik bilinmeden ve değerlendirilmeden sağlıklı olarak değerlendirilebilir mi? Bu noktaya hiç değinmemeyi tercih eden Hornung, Bernal'ın kitabının "elimize gelen yeni Mısırbilim kanıtları ışığında" yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, topu "taca" atmaktadır.

Hornung, başta Bernal olmak üzere Afrikamerkezci yapının, Antikçağ Yunanistan'ında oluşturulan bir Mısır imgesini kullandığını söyleyerek, üstü kapalı da olsa şunu söylemeye getiriyor: "O çok kızdığınız ve küçümsediğiniz Yunan dünyası, sizin teorinizin özünü oluşturuyor!" Hornung'un kanısı tarih içerisinde Romantik akımın önde gelen temsilcilerinden Herder tarafından da dile getirilmişti. Herder de, Mısır'ın tüm bilgeliğinin kaynağı olduğu fikrinin, Yunan kaynakları olmasaydı "zor gelişecek bir fikir" olduğunu belirtmişti. Lefkowitz'in de tartışmaya dahil oluşuyla birlikte, Eski Mısır'a yönelik değerlendirmelerinde Yunanlıların hata yapmış olabileceği şeklindeki geleneksel savlardan birisi de yeniden sahneye çıkmış oldu. Lefkowitz'in "orada ya da burada söylenen sözlerden hareketle oluşturulmuş bir Mısır imgesinden" değil de, "ne ise o olan" bir Mısır'dan söz etmenin doğru olacağı şeklindeki savunusunun güçsüzlüğünün farkında olan Hornung, bir uzman öğretmenin babacan bilgeliğiyle, "kendi başına bir eski Mısır kültürü yoktur!" derken, tartışmayı ansızın tarihsel veri boşluğuna getirir. "Yalnızca bizim Mısır hakkında ürettiğimiz bir Mısır imgesi vardır!" diyen Hornung, bizim üretimimize destek çıkan tarihsel verileri de küçümsemek suretiyle "Mısır'ın öncü rolünü" kabul etmek istemeyişini göstermektedir. Hornung, Firavunlar Mısır'ı ile, Ezoterik Helenistik Mısır imgeleri arasındaki tezata da dikkat çekmektedir. Yine de, Mısırbilim alanındaki gelişmelere karşın Mısır kültürüne yönelik bilinmeyenlerin çokluğunun, Hornung gibi tarihçileri "sakınımlı" davranmaya itmesi başka bir şey, tarihsel bir kanı oluşturmada birincil kaynakların yokluğunda değer kazanan ikincil kaynakların yetersizliğini ideolojik bir kuşkuyla hiçe saymak başka bir şeydir. Görüldüğü gibi Mısır'ı özgün ve Avrupa kültürünün yaratıcısı olarak görme eğilimlerini besleyen kaynaklar, Batımerkezci yapı tarafından açıkça reddedilmektedir. Hornung'un yaptığı tam da budur ve kuşaktan kuşağa geçen ve bugüne dek gelen Mısır imgesinini hayali, uydurma ve Yunan'ın yanlış anlayışından ibaret olduğunu göstererek, klasik bir Batı savunusuna girişmektedir. Hornung, tarafsız bir tarihçi olduğunu iddia etme noktasındaki falsolarını görmezden gelerek sormaktadır: "Adolf Erman'ın Mısır imgesi neden Diop'un Mısır imgesinden daha doğru olsun ki? Hiç kuşkusuz ikisi de geçmişe aittir, Ancak Mısırbilimde Eski Mısır'a ilişkin bugün haim olan gimge de bir geçiş noktasından ötebir şey değildir. Kesin ve nihai bir imge herhalde hiçbir zaman geliştirilemeyecektir..." Evet belki Sorbonne Üniversitesi'nde Mısır'ın ilk büyük Afrikalı-zenci kültür olduğu tezini ancak üçücü sunuşunda tezi kabul edilen Diop ile Erman'ın Mısır imgesinden hangisinin daha doğru olduğunu anlamaya, günümüzde imkan yoktur ama, Hornung'a göre, Mısır'ın "kültürel bir başlangıç oluşturduğu tezini" mümkün olduğunca kıyıya köşeye itmek, olası dünyaların en iyisidir.

Bir ileri adımda, Afrikamerkezciliği ırkçı yakıştırmasına zoraki biçimde uyarlamaya çalışan uzman, söz konusu karşı çıkışın "Afrikalı medeniyetini ve Afrikada doğan herkesi zenci (siyah derili değil)" olarak görme eğilimi taşıdığını belirtmektedir ... Afrikamerkezci yapının siyah derili insanları öne çıkarış eğiliminin emperyal yayılım çağı öncesinde Afrika'yı, Hindistan'ı ve dünyanın değişik bölgelerini sömürmeye hazırlanan Batı dünyasının olası sakınımlarına karşı, siyah derili insanları aşağılık bütünlüklerine yöneli vurgularına alternatif olarak geliştirildiğini de unutmuş gözükmektedir. Diğer taraftan belki bilinçli, belki de bilinçsiz bir şekilde Ezoterik Helenistik Mısır imgesini, Afrikamerkezci teorinin özüne oturtarak hata yapan Hornung, ana kuramın "Afrika'nın Yunan ve Roma dünyasına" önceliği ve esinleyici rolü olduğu gerçeğini bilerek bulandırmaktadır.

Hornung'un temel çabası, uzmanlığın da güçlendirdiği babacan otorite ve samimiyetle(!) Eski Mısır'da yaşayan yüksek kültür ve bugünkü Afrika arasındaki binlerce yılı açıklayacak güvenilir kaynak ve belgenin yokluğunun ortaya serilerek birbirine karıştırılmış Ezoterik Mısır imgesi ile, Afrikamerkezci teorilerin bulamaç haldeki bütünlüğünü eleştirmektir. Hornung'un tarihsel veri hassasiyetine katılmakla; Ezoterik Mısır imgesinin ilerleyen toplumlarda oynadığı psikolojik role karşın Mısırbilim ışığında oluşmaya başlayan Firavunlar Mısırı ile arasındaki farkın çizilmesi kaygısını paylaşmakla birlikte, Batı Merkezci Tarih anlayışının eleştirisi olarak biçimlenen Afrikamerkezci karşı koyuşun özünü, Okült dizgelerde bulma çabasının yanlışlığının altını çizmek gerekmektedir. Kuşkusuz bu tartışma özelinde Hornung'un sözde bilimsel tavrının ana problemi, Afrika kültürünü "küçümseyen" ve göreli olarak "başka kültürlerden de beslenen" bir yapı olarak sunuş çabasını, kendi kişisel gözlemleriyle de genişleyen kanıtlar silsilesiyle geliştirmesidir. Afrikamerkezciliği "yeni bir Siyah Afrika kimliği" oluşturmak olarak özetleyen Hornung, Hıristiyanlık ve İslamiyet'in hiçe saydığı siyahların ruh sağlığının, kendisine bilinmeyen zamanlarda dayanak arar hale geldiğini belirtmektedir. Bir ileri adımda ise Hornung, Afrika için bambaşka bir güncel tehlike sunmakta, "yaşanan Müslümanlaşma'nın Afrika'daki pagan uygulamalar ve inançlar üzerinde büyük bir tehdit" oluşturduğu kanaatindedir. Öyleyse Batı baskısı ve sömürgecilik, hiçbir şekilde Afrika ültürü üzerinde tehdit oluşturmamaktadır. Zaten anlatılanlardan anlaşıldığı kadarıyla, Afrika kültürü de İbrani kültürüyle bir hayli karışmıştır.

Hornung, Mısır'a duyulan bu saygının Yunan'da yaratılan imgeden kaynaklandığını belirtse de, ilerleyen her toplumun, kendine has bir Mısır yarattığını ve ona inandığını söylemektedir. O halde günümüzdeki Batımerkezciliği eleştiren teorileri de bu bağlamda değerlendirmek gerekmektedir, sonucunu hiç zorlanmadan çıkarabiliriz. Bu yapıyı, sosyo-psikolojik bir akıl yürütmeyle de delilleyen Hornung'a göre, dünyanın gidişatından umutsuzluk duyan insanların her zaman ve her yerde, geçmişte yaşamış saf bir bilgeliğe umut bağladığını bildirmektedir. Bu toplumsal formasyon günümüzde de tarihin daha önceki tekrarlarına benzer bir oluşum ortaya çıkarmıştır.

Bir disiplin konusundaki uzmanlaşmanın, yetkinlik ve otorite bağlamında azımsanmayacak değere sahip olduğu açıktır. Bununla birlikte tıpkı Sokrates'in "bilge insan arayışında karşılaştığı meslek mensuplarının her birinin kendinden emin biçimde hayatın diğer alanlarına ilişkin ahkam kesişleri gibi", modern bilimin uzmanlarının "tarihin ilerleyiş ve işleyiş yasalarına ve disiplinler arası ilişkide köprüyü, kendi alanlarında olduğu kadar büyük bir başarıyla kuramadığını, Hornung örneğinde de görmek mümkündür.


0 yorum :: Eric Hornung'un Hatalı Mısır İmgesi

Yorum Gönder