Duyuru: Yazar Göktuğ Halis, Türk Dünyası Vakfı tarafından
08.12.2017 tarihinde Şanlıurfa’da düzenlenecek “MEDENİYETLER BEŞİĞİ MEZOPOTAMYA
SEMPOZYUMU”nun saat 16:00’da gerçekleştirilecek 2. günkü oturumuna konuk konuşmacı
olarak katılacaktır.
Göbeklitepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Göbeklitepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Duyuru: Göktuğ Halis "Medeniyetler Beşiği Mezopotamya Sempozyumu"na katılıyor
Gönderen
Yeniyol
30 Kasım 2017 Perşembe
21:35
Göktuğ Halis: Göbeklitepe, Kafatası kültü ve Habertürk söyleşisi hakkında kamuoyuna duyuru
"Simgebilim ve Karşılaştırmalı Mitoloji Perspektifinden
Göbeklitepe" ismini taşıyan kitabım, Ocak 2016 döneminde Ozan Yayıncılık
tarafından piyasaya sürüldü.
Kitap benim için de sürpriz oldu. Zira uzun bir süredir
üzerinde durduğum "Dinin İki Kaynağı-Birey ve Toplum" isimli kitap
çalışmalarına ara vererek yazma ihtiyacı hissetmiştim
Göbeklitepe ile ilgili olarak çalışmama vesile olan şey ise
Üsküdar'da gerçekleştirilen Göbeklitepe sempozyumuydu. Bu organizasyonda
Göbeklitepe ile "din" arasındaki ilişkinin yeterince ve sağlıklı
kurulamadığını görmüştüm
Buradan hareketle Göbeklitepe kitabımı 8 ay gibi bir sürede
tamamladım ve yayınevine teslim ettim
Kitaptaki tezlerimi değerlendiren ve kimi hususlarda farklı
düşündüğünü açıklayan Prof. Dr. Kürşat Demirci'ye cesaretlendirici
mesajlarından dolayı halen teşekkür borçluyum. Diğer taraftan Prof. Dr. Mehmet
Özdoğan hoca da yoğun iş temposunun arasında tarım toplumlarındaki "kanlı
ritüeller" tezime katılmadığını, dönem koşullarının daha barışçıl bir
yaşam profili içerdiğini belirtmişti.
Göbeklitepe çalışmalarının mutlaka danışıklı biçimde
yürümesi gerektiğini düşündüğüm, Prof. Dr. Klaus Schmidt'in eşi Çiğdem Köksal'a
da kişisel çabalarımla ulaşmaya ve konuyla ilgili görüşlerimi anlatmaya
çalıştım. Ancak kendisi eşini kaybetmenin derin elemi içinde olmalıydı ve bir
türlü kendisine ulaşamadım. Arkeoloji ve Sanat Yayınları ise, içinde bulunduğum
Dikine Grubu ve bireysel çalışmalarım aracılığıyla yapılan hiç bir davete yanıt
vermedi. Olasılıkla ismi pek az duyulmuş, akademi dışından bir din
felsefecisinin tartışmalı söylemlerine yoğun iş temposu içinde hak ettiğinden
fazla değer vermek istememiş olabilirler...
Kitabın yayınlanmasının ardından Göbeklitepe ile bağımı
kopardım. Yeniden ilkel dünyadan bugüne "büyü", bilim ve din
algısındaki evrimi ve inancın kökenlerini irdelediğim çalışmama geri
döndüm.
Göbeklitepe ile yeniden, Habertürk Gazetesi'nin yeni
bulguların nasıl yorumlanacağına ilişkin görüşlerime başvurma talebi
vesilesiyle ilgilenmeye başladım. Bu yazı, hem bulgulanan "delikli
kafatasları" ve "kurban kültüne ilişkin" materyalin açıklanması
hem de gazetede yer alan kimi ifadelerin daha sağlıklı biçimde açıklanması
amacıyla kaleme alındı.
Göbeklitepe ve delikli kafatasları
1- Bir çokları, Göbeklitepe'deki T biçimli dikilitaşları
"haç" sembolizmi ile paralel olarak değerlendirmemin Hıristiyanlık
ile doğrudan bir bağ kurma çabası olarak yorumlamıştı. Oysaki Hıristiyanlık ve
İsa merkezli çarmıh figürü, tüm dünya coğrafyasına yayılmış
"haç" sembolizminin "kültürel ifadesiydi" yalnızca.
İçrek anlam, "haça" asılmış bir yarı Tanrı'nın "yeniden
dünyaya" gelişi ve inananlarına selamet vaat etmesi ile yeniden kurulmuş
oluyordu.
2 - İsa "evrensel kurban", J. Campbell'in
deyimiyle "kendini toplum için feda eden" kahraman kurtarıcı kişinin
"arkaik dünyadan günümüze uzanan en belirgin örneğidir. Astek
uygarlığından Hindistan'a kadar uzanan içrek bir sembol ile karşı karşıyayız.
Bu tip semboller 20. yüzyıl boyunca psikanaliz çalışmaları ve etnografik
araştırmaların da doğruladığı üzere, ekonomik ve sosyal etkilerden pek az
etkilenerek bilinç dışında taşınan ortak anlamlar içermektedir. Bu bağlamda
Göbeklitepe'deki T biçimli figürlerin "Haç" sembolizmine dahil edilip
edilemeyeceği sorununun yanıtı için ise bir kaç koşulun yerine getirilmesi
gerekiyor. Kitap boyunca bu savın delillerini sıralamaya çalıştım.
3 - Modern tek Tanrılı dinler de dahil, izlenebilen tüm
inanç sistemleri, yeryüzünden göğe yükselen doğal ya da yapay nesnelere büyük
bir değer atfetmekteydi. J. P. Roux göçebe Türklerin ağaçlara "kıymetli
kişileri"n ölülerini asma geleneğinden yeterince bahsetti. Kutsal ağaç
kültünün temel işlevi, "yeryüzünden gökyüzüne" inip çıkan ruhani
varlıklar için aracılık yapma misyonunu üstlenmektedir. Kitab-ı Mukaddes'in
Yaratılış Bölümü"nde de Yakup'un uykuya daldığı sırada bu tip bir vizyona
tanıklık ettiği ve bir nişane olarak buraya bir kaya bıraktığını biliyoruz.
Benzer biçimde mitoslara konu olan Babil Kulesi benzeri Zigurratlar, Mısır'ın
Piramitleri ve Muhammed'in miraca çıktığı Kudüsteki kaya, Tanrısal mertebeye
ulaşan-erişen insan inancını destekleyen veriler olarak yaygınlık
göstermekteydi. Benzer biçimde İsa da, tahtadan yapılmış bir dikit-çarmıh-haç
üzerinde ölmüş ve yine bir başka dağda Zeytinlik'te yeniden gökyüzüne
çıkmıştır.
4 - Tüm bunların anlamı şudur "Nerede göğe yükselen bir
taş anıt varsa bu 'kutsal - doğal öğelerin eğretilemesidir. Bir ağaç ya da tepe
işlevi görür. Bu sayede kutsal olarak kabul edilen doğal unsurlar insan yapımı
"kült yapı" aracılığıyla yeniden canlandırılır. Bir mabede giren
kişinin dönüştüğü ve Tanrısal bir nitelik kazandığı hususuna ise, bilim
insanları öylesine çok değindi ki burada tekrarlamaya gerek görmüyorum.
5 - Tezlerimin en çok eleştirilen kısmı Göbeklitepe'nin
insan kurbanıyla ilişkili bir kült yapı olarak değerlendirildiği bölümdü. İnsan
kurbanının özellikle neolitik topluluklarda yaygınlaştığını biliyoruz. Toplum
için önem taşıyan kişilerin-özellikle kralların yanında bir bakire eşliğinde
öldürülüşünü içeren ayinlerin yaygınlığına işaret eden J. Campbell bu ayinleri
"Ağlamanın ve gözyaşının bulunmadığı" törenler olarak betimliyor.
Yaşamın bir katliam ile başladığı fikrini taşıyan mitolojiler öylesine
yaygındır ki, kimileri Prof. S. Hooke'nin ayrıntılı biçimde incelediği gibi çok
sayıda "ritüeli" beslemiş olmalıdır. Mısır ve Babil gibi pek bilindik
mitolojiler bir tarafa Kuzey Amerika yerlilerine ait bir mitos da, toprak
ananın kıtlık içindeki topluluğa çocuklarını kurban etmesi önerisinde bulunduğu
bir anlatı içerir. Gerçekten de çocuklar kurban edilişlerinin ardından
yanlarında "mısır" bitkisi olduğu halde yeniden canlanır. Toplumun
kendisi için değer taşıyan kişileri kurban etmesinde şaşırtıcı bir şey yok. Bu
büyük olasılıkla "totem"izmden gelen bir gelenektir. Roux da "kurbanın"
bir fedakarlık ya da almak için vermek kaygısına uygun biçimde
değerlendirilmemesi gerektiğini açıkladı. Zira, kurban edilen nesne zaten
adanan varlığın malıdır.
6 - Kutsal kişilerin kurbanı, onların öldüğü anlamına
gelmiyor. Tüm bunlar Prof. M. Eliade'nin de vurguladığı gibi, şamanizme özgü
"hakim ruh"-doğal unsurun güçlü ruhu olarak yerel tanrılara katılımı
sağlayan, bir diğer deyişle kişiyi Tanrı ya da Tanrısal varlıklar haline
dönüştüren inanç biçiminin parçalarıydı. İsa'dan önce niceleri, toplum için
kendini feda eden kurtarıcıların yeniden canlandığı mitik figürler olarak
şekillenmişti.
7 - Göbeklitepe'deke T biçimli figürlerin "TAV"
haçı olarak betimlenen ve Manly P. Hall'ın 'kafasız haç' olarak betimlediği
'T" biçimli sembol ile ilişkili olarak değerlendirilmesi gerektiğini
düşünüyorum. İsa'nın kimi canlandırmalarda başının aşağıya düşmüş olarak
resmedildiğini biliyoruz. Bu tip uygulamalarda çarmıh-haç figürü 't"
biçiminde iken kafanın olmaması halinde "T"ye dönüşüyordu. Buradan
bir kafatası kültü için yeterli delil çıkmaz elbette. Ancak buna gerek de yok,
zira Göbeklitepe'de çıkan son bulgular, bölgede kafatası kültünün var olduğunu
zaten doğruluyor.
8 - Yayınlanan makaleye göre, üzerine delikler açılan
kafatasları, ilk andan beri dikilitaşlarda yer alan boşluklara iliştirilerek
asılmış olabilir. Yukarıda madde 3'te belirtildiği gibi ölülerin, kıymetli
kişilerin ağaçlara ya da yüksek yerlere asılması göçebe topluluklarda oldukça
yaygındı. Amaç ne olursa olsun, bir "Kutsal" hale getirme işlevi,
ritüel söz konusudur. Bu ise Göbeklitepe'yi "ölülerle" ya da ölümle
ilişkili bir merkez olma olasılığını güçlendiriyor. Yine de başka bulgulara da
ihtiyacımız bulunuyor.
9- Kafatası kültü de benzerleri gibi tüm dünyaya yayılmış
durumda. Dünya coğrafyasının farklı bölgelerinde kafatasları üzerinde
oluşturulan tahribatın iki nedeni üzerinde durdu bilim insanları. Bunlardan
ilki ölen kişinin düşmanca geri dönüşü halinde-ki bu durumda intikamcı bir
ruhtan bahsediyoruz- işlevsiz bırakılmasını amaçlıyordu. Gözlerin oyulması, parmakların
kesilmesi gibi eylemlerdi bunlar. İkinci olarak da toplum için değerli
kişilerin-olasılıkla kurucu kişinin-atanın kafatasının topluluğun göç ettiği
yerlere taşınması söz konusuydu. Bir koruyucu kutsal emanetten bahsediyoruz
kuşkusuz. Kutsal kişi ya da bir düşman. Sonuç farketmez, kesin olan bu
kafataslarının taşıyıcı kişi ya da gruplara güç sunduğu, sahibinden taşıyıcıya
uzanan bir güç transferinin gerçekleşmiş olma olasılığının canlılığıdır. Bu
kısımda "beyin yeme" ediminin de ritüel amaçlı olduğu hususu
yeterince ispatlandığını belirtmeliyim. Ancak Göbeklitepe'de bulunan
kafataslarındaki deliklerin, yalnızca "asma" ya da sergileme amacıyla
mı gerçekleştiği, yoksa beyin haznesine kadar uzanıp uzanmadığını da bu
nesneleri gördükten sonra yorumlama zorunluluğu hissediyorum.
10- Göbeklitepe'de yaygın inanç biçiminin nasıl
sınıflanacağına ilişkin görüşlerimi iki disiplinden hareketle oluşturdum.
1-Simgebilim 2-Karşılaştırmalı Mitoloji incelemeleri. Henüz bulgular çok az ve
daha fazlasına ihtiyacımız var. Ancak sorunun karşılaştırmalı analizleri
hiçleştiren ve bilim tapıcılığına dönüşmüş akademi merkezli bakış açısıyla
çözümlenemeyeceği de kesin... Doğru bir çözümleme için disiplinler arası
çalışmaya ihtiyaç bulunuyor.
30.06.2017 Bodrum
Gönderen
Yeniyol
30 Haziran 2017 Cuma
15:16
Göktuğ Halis'in Göbeklitepe kitabı kitapçılarda
![]() |
| Resim yazısı ekle |
Göktuğ Halis'in "Simgebilim Perspektifinden Göbeklitepe Tapınakları" isimli özgün çalışması kitapçılarda ve e-satış sitelerinde satış sunuldu http://www.kitapyurdu.com/kitap/simgebilim-perspektifinden-gobeklitepe-tapinaklari/386430.html
Gönderen
Yeniyol
28 Ocak 2016 Perşembe
13:02
Duyuru: Göbeklitepe panel tarihi
Dikine'nin Göbeklitepe paneli 16 Mayıs 2015 Cumartesi günü Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde saat 17:30'da başlayacaktır.
İletişim: dikine@gmail.com
Twitter: @dikine2
Gönderen
Yeniyol
4 Mayıs 2015 Pazartesi
21:28
Dikine Göbeklitepe Sunumu Tanıtım Yazısı
Göktuğ Halis
İlk Tapınak ve dini ideolojisi
Göbeklitepe
Tapınak bulgularının Prof. Klaus Schmidt ve ekibi tarafından gün ışığına
çıkarıldığı son çeyrek yüzyıllık dönem, tüm dünyada haklı bir heyecan yarattı.
Schmidt’in
ve onun bulgularını değerlendiren diğer bilim adamlarının temel vurgusu, tarih
öncesi zamana özgü “klasik kategori” ve şablonların kırılmasını sağlayan
fikirler etrafında dönüyordu. Kült yapıların neolitik-tarımcı ve yerleşik-topluluklara
ait olduğu şeklindeki geleneksel görüşe alternatif olarak Göbeklitepe
Tapınağı’nın “toplayıcı-avcı” topluluklarca inşa edilmiş olabileceği yolundaki
olanaklar, somut bulguların ötesinde, en azından üzerinde durulması gereken,
kayda değer bir perspektif sunmuştu.
Perspektifin
ikinci kısmı, dini yaşamın “sosyal organizasyondaki” yeri ve önemiyle ilgiliydi
ki, XX. Yüzyılın ilk yarısında yürütülen budunbilim çalışmalarından çıkan
verilerle tutarlılık arz etmektedir. Buna göre, dini yaşamın-diğer üst yapı
kurumlarına benzer şekilde- ekonomik faaliyetin belirleyici gücü tarafından
biçimlenen veriler olarak değerlendirilebileceği şeklindeki soyut-genel
kabuller sorgulanabilir bir düzey kazanmıştı. Prof. Klaus Schmidt’in
bulgularının ardından, “bir tapınak kurma” ve bunun sonrasında da tapınağı
merkez kabul eden bir yaşam biçiminin, yerleşik hayatın doğmuş olabileceği
yönündeki; dolayısıyla dinin, bilimin,
tekniğin ve sosyal organizasyonun ekonomiden değil, tüm diğer hepsinin “din”
düşüncesinden doğmuş olabileceği şeklindeki görüş, "Dini Hayatın İlkel
Biçimleri" isimli çalışmada E. Durkheim tarafından da dile getirilmişti.
Durkheim, “dini düşüncenin” kaynaklarına yönelik arayışında “topluluğun” bireye
armağan ettiği “güç” -bireyi aşan ve onun gücünün yetmediği kudret-
hissiyatının kaynağı olarak Tanrı düşüncesinin, tüm diğer disiplinleri yaratan
merkezi bir fikir olarak değerlendirilmesini istemişti.
Göbeklitepe,
Kült yapılar-tapınaklar olarak bildiğimiz sınıfa özgü tarihlendirmeleri bir
hayli geri itmektedir. Bu tarihlere uzanan bir kült yapı olanağı ise, tapınak
girişimini-neolotik topluluklara özgü kılan kategorinin eleştirel bir süzgece
tabi tutulmasını zorunlu kılmıştı.
Sonuçları
kesin olarak bilmiyoruz; ancak ben Göbeklitepe’nin “toplayıcı-avcı” topluluklarca
inşa edilmiş olduğu ısrarının “yersizce” nitelenebileceğini düşünüyorum. Zira “tapınakta” yer alan simgeler “hayvan”
merkezli bir dini inanca olduğu kadar “toprak” ve toprağın verimliliği kültüyle
sıkı sıkıya ilişkili gördüğümüz mevsimsel döngülere; çok daha önemlisi “ölen ve
yeniden dirilen” Tanrı figürünü sıklıkla işleyen geç dönem tarım topluluklar ve
onlara özgü ritüeller ile şaşırtıcı benzerlikler taşıyor. Daha açık bir
deyişle, Göbeklitepe dikilitaşları ve tören alanları, yalnızca Şamanizme özgü
figürleri değil “toprak ve toprağın” verimliliğine özgü figürler içeriyor. Bugün
bizler açık biçimde, yerleşik hayatın, “hayvanların kutsallığını merkeze alan
dini inançlarının, önemli ya da önemsiz, ama mutlak bir değişimle neolitik
dininin kendine özgü dini hassasiyetlerine adapte olduğunu ve yaşamını
sürdürmeye devam ettiğini biliyoruz. Göbeklitepe sunumumda, “gelişkin” din
olarak betimlediğim aşama, dinin daha ilkel formlarından uzaklaşmayı belirtmek
amacıyla kullanıldı. Bu husus çalışma boyunca ayrıntılı biçimde genişletildi.
Ben
Göbeklitepe’ye ilişkin araştırmamda, “kurucu” topluluğun yaşam biçiminden çok,
dini ideolojinin ayrıntılarını betimlemeye çalıştım. Bu husustaki olası
başarının, dinler tarihi alanının “toplulukların yaşam biçimini” belirlemede “dini
ideolojilerin” rolüne ilişkin deneyiminin ürünü olduğunun farkındayım ve küçük
de olsa bir katkı hedefledim
Diğer
taraftan çok önemli gördüğüm bir diğer hususa da dikkat çekmeliyim: Adına
medeniyet denen unsurların “Bereketli Hilal’den” çıkmış olduğuna işaret eden olasılıkları
destekleyen bilimsel buluşun, Batı Medeniyeti’nce abartılı bir coşkuyla
karşılandığını biliyoruz. Göbeklitepe ile ilgili her sunumda, bir çoklarının
yanında özel bir anlam taşıyan Mısır Piramitlerinde 7.500 yıl önceki-şeklindeki
ibareler bu coşkunluğun değerini açıklıyor aslında. Bu coğrafya, Avrupa Medeniyeti’nin kendisi için seçtiği kültürel
olanakların “arketipidir” ve burada bulunacak her delil, Kara Afrika karşısında
ideolojik bir değer taşımaktadır. Kuşkusuz “medeniyet” buradan da doğmuş
olabilir ve medeniyetin insanlık adına sunduğu tahribatlar göz önünde
tutulduğunda, Afrika ve Mısır medeniyetinin önceliğini savunan benim gibi
araştırmacıların “itiraz etmeye” pek de istek taşımayacağı bir durumdur. Ancak mesele “medeniyetin doğduğu topraklar
ve bunun tarihsel gerçekliği” olunca insan Batı’dan yükselen her “devrim”
çığlığına kuşku ile yaklaşmaktan alamıyor kendini. Göbeklitepe’de de bu
olmuştur ve bu durumda da “ayrıntılı bir çözümleme” ile aşılması olası bir
manipülasyon vardır elimizde.
Göbeklitepe Tapınak Formu ve onun ayrıntılı
analizi, Arkeoloji disiplininin gücünü aşıyor. Bu çalışma alanının
bulguları ortaya koyan ve sınıflandıran yetkesinin sınırlarını aşan alanda ise,
“dinler tarihi” disiplini bulunuyor.
Dinler
Tarihi disiplininin, ilişki halinde olduğu ve açıkça yardım aldığı sosyal ve
matematik bilimlerin çeşitliliği, Göbeklitepe gibi “tekil olguların”
anlaşılabilmesinin önünde duran güçlüklerin boyutu hakkında da fikir veriyor
aslında. Böylece, disiplinler arası çalışmanın
bu zorlu kolunun, Türkiye’de, ağırlıklı olarak İslam İlahiyatçılarına emanet
edilmiş bir disiplin alanı haline dönüşünün yol açtığı “kısır” bütünlüğe temas
etme şansına kavuşuyoruz. Toplumsal aidiyet ve dine sadakat üzerinde yükselen
temel kitlesel hassasiyetlerden güç alan bilimsel (!) çalışmaların sebep olduğu
bayağılıklardan haberdarız. Durkheim’ın “insanlığın ilk dini olarak
Totemizm” fikrinin karşısına “tevhit” fikriyle çıkan çalışmalardan tutun, İslam
Peygamberi Muhammed’e vahyedilenden habersizce Kur’an-ı Kerim’in tüm
diğerlerinin-Tevrat ve İncil’in-aksine bozulmamış tek kitap olarak
nitelenmesine olanak veren yaygınlıklara bakmamız yeterlidir.
Ben
yazım süreci 2.5 ayı bulan çalışmamda, Prof. Klaus Schmidt önderliğinde yapılan
kazı sürecinin ardından açığa çıkarılan Göbeklitepe
Tapınak bölgesindeki arkeolojik bulgulardan hareketle, Tapınağı inşa eden insan
topluluğunun-ya da topluluklarının-inancına ilişkin genel bir çerçeve çizmeyi
amaç edindim.
“Karşılaştırmalı
mitoloji” yönteminden hareketle çözümlemeye çalıştığım Göbeklitepe olgusunda şu
soruların yanıtlarını bulmaya gayret ettim:
a-
Göbeklitepe’deki arkeolojik bulgulardan-konum (dağ-tepe)-kutsallığı, tapınak
formu (açığa çıkarılmış tapınak formları), dikilitaşlar üzerindeki dini
simgeler ve yapılan kazılarda çıkarılan diğer bulgular-hayvan ve insan
kemikleri vs- hangi dini ideolojilerle
ilişki kurularak açıklanabilir?
b-
Göbeklitepe’nin, insan topluluklarının inşa etmiş olduğu en erken Tapınak
olduğu şeklindeki kabulün doğruluğundan şüphe duymayarak -bölgeyi bir çıkış
merkezi (kaynak nokta) olarak nitelemek suretiyle- bir etkileşim ve evrim
olanağı bulunabilir mi? Özellikle bölge
coğrafyasının-Mezopotamya ve Ortadoğu ile, tapınak formu bağlamında, Batı
Avrupa’ya dek uzanan megalit anıtlara uzanan bir etkinin izleri incelenebilir
mi?
c-
Budumbilim çalışmalarından hareketle bir karşılaştırma-değerlendirme
yapılabilir mi? Kuşkusuz bu sorunun handikapları bulunuyor. Özellikle ekonomik
faaliyetler başta olmak üzere, benzer yaşam koşullarının benzer dini inançları
doğurduğu şeklindeki kabulden hareket etsek bile, Göbeklitepe halkının hangi
“ekonomik faaliyet” etrafında örgütlendiğini saptamamız zorunlu hale gelecek.
29.04.2015
Gönderen
Yeniyol
29 Nisan 2015 Çarşamba
12:26
Etiketler:
Dikine,
dikine grubu,
dinler tarihi,
Göbeklitepe,
Göktuğ Halis,
maddi uygarlık,
türkiye,
uygarlık tarihi
Dikine okurlarına bir davet
Değerli dostlar,
ŞanlıUrfa yöre halkının belki asırlardır kulaktan kulağa
bilgilerle kutsallık atfettiği ama arkeolojik çevrelerin ancak merhum Klaus
Schmit sayesinde ilgi göstereceği ülkemizdeki bir tepenin, Göbeklitepe'nin
geçmişimizdeki bir büyük gizi taşıdığı hangi dünya vatandaşının aklına gelirdi?
Merhum Schmit ve ailesi, tıpkı Komagane Krallığı'nın Nemrud
dağındaki buluntularını ortaya çıkaran Amerikalı arkeolog "Dağın
Kraliçesi" lakaplı Theresa Goell gibi, tam 20 yıl süreyle bu gizemin arkeolojik kanıtlarını ortaya
çıkarmaya çabaladı, Klaus Schmit'in eşi Çiğdem Schmit, Prof. Dr. Klaus'un
vasiyetini tamamlamak üzere kaldıkları yerden devam ediyor. Ülkemize hayatının o
çok kıymetli misyonunu hediye etmiş Klaus Schmidt'i bu vesile ile saygıyla,
şükranla anıyoruz.
Geçtiğimiz ay Üsküdar Belediyesi'nin işbirliği ile gerçekleştirilen
Göbeklitepe Sunumuna dinleyici olarak hepimiz katıldık, ancak arkeolojik sunum
bir yana, konu asıl meseleye, yani bulguların anlamlarının ortaya konmasına
geldiğinde konuşmacı profillerinin alana son derece yabancı, bilimler arası tamamlayıcılık
prensibinden uzak bir kesimden meydana geldiğini görerek toplantıyı yarıda
kesmeye karar verdik. Sonraki kısımla ilgili yayınlanan materyallerden
kararımızın nasılda isabetli olduğunu anlamış durumdayız.
Göktuğ Halis, yıllardır yürüttüğü disiplinerarası
araştırmalar bağlamında bu konuyu özel olarak çalışmak istediğini belirterek bizlerden
bir odaklanma izni istedi, o iznin "ülkemizin ve dünyanın kültürel
tarihinin çıkarı" olduğunu söyledik kendisine, Göktuğ Halis, konuyla ilgili yaklaşık 10
yıllık zahmetli çalışmalarına 2,5 ayını daha ilave etti, sonuçta ortaya söyleyebileceklerimizin
özeti olan bir kitapçık hacmi çıktı...
Binlerce yıl öncesinden bize varlıkları, hissedişleri,
inançları, sanatsal, sembolik algılarını miras bırakmış uzak atalarımızın
anlatmak istediklerini günümüzün diline çevirme çabasına nacizane bir katkımız
bile olmuş olsa bundan sevinç duyarız...
Göbeklitepe çalışmamızın toplantısını Nisan sonu olarak
planlıyoruz, görüşlerimizin konuya ilgi duyan çevrelere ulaştırılması konusunda
da bazı adımlar atıyoruz, onlarca Üniversitenin ilgili bölümlerine davetiye
çıkarıyoruz, buyursunlar, suskunluk cehaletin, belirsizliğin ve gizemciliğin
kara kapısıdır, bilimsel temellere
dayanan eleştiri ise bizi hep memnun edecektir.
Her orijinal fikir, bu konuda her çaba bir sancılı doğumdur,
ancak doğum bir kez gerçekleştiğinde eser artık kainata aittir...
Değerli dostlarımızı aramızda görmekten kıvanç duyacağız.
Mustafa Çölkesen
Gönderen
Yeniyol
14 Nisan 2015 Salı
01:24
Etiketler:
Dikine,
dikine grubu,
Din,
dinler tarihi,
Göbeklitepe,
Göktuğ Halis,
Mustafa Çölkesen,
uygarlık tarihi
Dikine - Göbeklitepe toplantı duyurusu
Dikine, 2015 yılının ilk toplantısını Nisan ayının son haftası veya Mayıs başında İstanbul'da gerçekleştirecek.
Toplantımızda, yazarımız Göktuğ Halis, "Göbeklitepe" kazılarının dinsel anlamlarını kadim mitler ve kültler bağlamında çözümleyecek, Orhan Gökdemir ve Mustafa Çölkesen ise konuya dinsel gelenekler bağlamında ayrı başlıklar altında katkıda bulunacak.
Toplantının kesin tarihi ve özet sunumumuz ayrıca sayfamızda yayınlanacaktır.
Gönderen
Yeniyol
9 Nisan 2015 Perşembe
15:41
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






