Göbeklitepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Göbeklitepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Duyuru: Göktuğ Halis "Medeniyetler Beşiği Mezopotamya Sempozyumu"na katılıyor

0 yorum


Duyuru: Yazar Göktuğ Halis, Türk Dünyası Vakfı tarafından 08.12.2017 tarihinde Şanlıurfa’da düzenlenecek “MEDENİYETLER BEŞİĞİ MEZOPOTAMYA SEMPOZYUMU”nun saat 16:00’da gerçekleştirilecek 2. günkü oturumuna konuk konuşmacı olarak katılacaktır.

Göktuğ Halis: Göbeklitepe, Kafatası kültü ve Habertürk söyleşisi hakkında kamuoyuna duyuru

0 yorum
"Simgebilim ve Karşılaştırmalı Mitoloji Perspektifinden Göbeklitepe" ismini taşıyan kitabım, Ocak 2016 döneminde Ozan Yayıncılık tarafından piyasaya sürüldü.

Kitap benim için de sürpriz oldu. Zira uzun bir süredir üzerinde durduğum "Dinin İki Kaynağı-Birey ve Toplum" isimli kitap çalışmalarına ara vererek yazma ihtiyacı hissetmiştim

Göbeklitepe ile ilgili olarak çalışmama vesile olan şey ise Üsküdar'da gerçekleştirilen Göbeklitepe sempozyumuydu. Bu organizasyonda Göbeklitepe ile "din" arasındaki ilişkinin yeterince ve sağlıklı kurulamadığını görmüştüm

Buradan hareketle Göbeklitepe kitabımı 8 ay gibi bir sürede tamamladım ve yayınevine teslim ettim

Kitaptaki tezlerimi değerlendiren ve kimi hususlarda farklı düşündüğünü açıklayan Prof. Dr. Kürşat Demirci'ye cesaretlendirici mesajlarından dolayı halen teşekkür borçluyum. Diğer taraftan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan hoca da yoğun iş temposunun arasında tarım toplumlarındaki "kanlı ritüeller" tezime katılmadığını, dönem koşullarının daha barışçıl bir yaşam profili içerdiğini belirtmişti. 

Göbeklitepe çalışmalarının mutlaka danışıklı biçimde yürümesi gerektiğini düşündüğüm, Prof. Dr. Klaus Schmidt'in eşi Çiğdem Köksal'a da kişisel çabalarımla ulaşmaya ve konuyla ilgili görüşlerimi anlatmaya çalıştım. Ancak kendisi eşini kaybetmenin derin elemi içinde olmalıydı ve bir türlü kendisine ulaşamadım. Arkeoloji ve Sanat Yayınları ise, içinde bulunduğum Dikine Grubu ve bireysel çalışmalarım aracılığıyla yapılan hiç bir davete yanıt vermedi. Olasılıkla ismi pek az duyulmuş, akademi dışından bir din felsefecisinin tartışmalı söylemlerine yoğun iş temposu içinde hak ettiğinden fazla değer vermek istememiş olabilirler... 

Kitabın yayınlanmasının ardından Göbeklitepe ile bağımı kopardım. Yeniden ilkel dünyadan bugüne "büyü", bilim ve din algısındaki evrimi ve inancın kökenlerini irdelediğim çalışmama geri döndüm. 

Göbeklitepe ile yeniden, Habertürk Gazetesi'nin yeni bulguların nasıl yorumlanacağına ilişkin görüşlerime başvurma talebi vesilesiyle ilgilenmeye başladım. Bu yazı, hem bulgulanan "delikli kafatasları" ve "kurban kültüne ilişkin" materyalin açıklanması hem de gazetede yer alan kimi ifadelerin daha sağlıklı biçimde açıklanması amacıyla kaleme alındı.

Göbeklitepe ve delikli kafatasları
1- Bir çokları, Göbeklitepe'deki T biçimli dikilitaşları "haç" sembolizmi ile paralel olarak değerlendirmemin Hıristiyanlık ile doğrudan bir bağ kurma çabası olarak yorumlamıştı. Oysaki Hıristiyanlık ve İsa merkezli çarmıh figürü, tüm dünya coğrafyasına yayılmış  "haç" sembolizminin "kültürel ifadesiydi" yalnızca. İçrek anlam, "haça" asılmış bir yarı Tanrı'nın "yeniden dünyaya" gelişi ve inananlarına selamet vaat etmesi ile yeniden kurulmuş oluyordu.

2 - İsa "evrensel kurban", J. Campbell'in deyimiyle "kendini toplum için feda eden" kahraman kurtarıcı kişinin "arkaik dünyadan günümüze uzanan en belirgin örneğidir. Astek uygarlığından Hindistan'a kadar uzanan içrek bir sembol ile karşı karşıyayız. Bu tip semboller 20. yüzyıl boyunca psikanaliz çalışmaları ve etnografik araştırmaların da doğruladığı üzere, ekonomik ve sosyal etkilerden pek az etkilenerek bilinç dışında taşınan ortak anlamlar içermektedir. Bu bağlamda Göbeklitepe'deki T biçimli figürlerin "Haç" sembolizmine dahil edilip edilemeyeceği sorununun yanıtı için ise bir kaç koşulun yerine getirilmesi gerekiyor.  Kitap boyunca bu savın delillerini sıralamaya çalıştım.

3 - Modern tek Tanrılı dinler de dahil, izlenebilen tüm inanç sistemleri, yeryüzünden göğe yükselen doğal ya da yapay nesnelere büyük bir değer atfetmekteydi. J. P. Roux göçebe Türklerin ağaçlara "kıymetli kişileri"n ölülerini asma geleneğinden yeterince bahsetti. Kutsal ağaç kültünün temel işlevi, "yeryüzünden gökyüzüne" inip çıkan ruhani varlıklar için aracılık yapma misyonunu üstlenmektedir. Kitab-ı Mukaddes'in Yaratılış Bölümü"nde de Yakup'un uykuya daldığı sırada bu tip bir vizyona tanıklık ettiği ve bir nişane olarak buraya bir kaya bıraktığını biliyoruz. Benzer biçimde mitoslara konu olan Babil Kulesi benzeri Zigurratlar, Mısır'ın Piramitleri ve Muhammed'in miraca çıktığı Kudüsteki kaya, Tanrısal mertebeye ulaşan-erişen insan inancını destekleyen veriler olarak yaygınlık göstermekteydi. Benzer biçimde İsa da, tahtadan yapılmış bir dikit-çarmıh-haç üzerinde ölmüş ve yine bir başka dağda Zeytinlik'te yeniden gökyüzüne çıkmıştır.

4 - Tüm bunların anlamı şudur "Nerede göğe yükselen bir taş anıt varsa bu 'kutsal - doğal öğelerin eğretilemesidir. Bir ağaç ya da tepe işlevi görür. Bu sayede kutsal olarak kabul edilen doğal unsurlar insan yapımı "kült yapı" aracılığıyla yeniden canlandırılır. Bir mabede giren kişinin dönüştüğü ve Tanrısal bir nitelik kazandığı hususuna ise, bilim insanları öylesine çok değindi ki burada tekrarlamaya gerek görmüyorum.

5 - Tezlerimin en çok eleştirilen kısmı Göbeklitepe'nin insan kurbanıyla ilişkili bir kült yapı olarak değerlendirildiği bölümdü. İnsan kurbanının özellikle neolitik topluluklarda yaygınlaştığını biliyoruz. Toplum için önem taşıyan kişilerin-özellikle kralların yanında bir bakire eşliğinde öldürülüşünü içeren ayinlerin yaygınlığına işaret eden J. Campbell bu ayinleri "Ağlamanın ve gözyaşının bulunmadığı" törenler olarak betimliyor. Yaşamın bir katliam ile başladığı fikrini taşıyan mitolojiler öylesine yaygındır ki, kimileri Prof. S. Hooke'nin ayrıntılı biçimde incelediği gibi çok sayıda "ritüeli" beslemiş olmalıdır. Mısır ve Babil gibi pek bilindik mitolojiler bir tarafa Kuzey Amerika yerlilerine ait bir mitos da, toprak ananın kıtlık içindeki topluluğa çocuklarını kurban etmesi önerisinde bulunduğu bir anlatı içerir. Gerçekten de çocuklar kurban edilişlerinin ardından yanlarında "mısır" bitkisi olduğu halde yeniden canlanır. Toplumun kendisi için değer taşıyan kişileri kurban etmesinde şaşırtıcı bir şey yok. Bu büyük olasılıkla "totem"izmden gelen bir gelenektir. Roux da "kurbanın" bir fedakarlık ya da almak için vermek kaygısına uygun biçimde  değerlendirilmemesi gerektiğini açıkladı. Zira, kurban edilen nesne zaten adanan varlığın malıdır.

6 - Kutsal kişilerin kurbanı, onların öldüğü anlamına gelmiyor. Tüm bunlar Prof. M. Eliade'nin de vurguladığı gibi, şamanizme özgü "hakim ruh"-doğal unsurun güçlü ruhu olarak yerel tanrılara katılımı sağlayan, bir diğer deyişle kişiyi Tanrı ya da Tanrısal varlıklar haline dönüştüren inanç biçiminin parçalarıydı. İsa'dan önce niceleri, toplum için kendini feda eden kurtarıcıların yeniden canlandığı mitik figürler olarak şekillenmişti. 

7 - Göbeklitepe'deke T biçimli figürlerin "TAV" haçı olarak betimlenen ve Manly P. Hall'ın 'kafasız haç' olarak betimlediği 'T" biçimli sembol ile ilişkili olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İsa'nın kimi canlandırmalarda başının aşağıya düşmüş olarak resmedildiğini biliyoruz. Bu tip uygulamalarda çarmıh-haç figürü 't" biçiminde iken kafanın olmaması halinde "T"ye dönüşüyordu. Buradan bir kafatası kültü için yeterli delil çıkmaz elbette. Ancak buna gerek de yok, zira Göbeklitepe'de çıkan son bulgular, bölgede kafatası kültünün var olduğunu zaten doğruluyor. 

8 - Yayınlanan makaleye göre, üzerine delikler açılan kafatasları, ilk andan beri dikilitaşlarda yer alan boşluklara iliştirilerek asılmış olabilir. Yukarıda madde 3'te belirtildiği gibi ölülerin, kıymetli kişilerin ağaçlara ya da yüksek yerlere asılması göçebe topluluklarda oldukça yaygındı. Amaç ne olursa olsun, bir "Kutsal" hale getirme işlevi, ritüel söz konusudur. Bu ise Göbeklitepe'yi "ölülerle" ya da ölümle ilişkili bir merkez olma olasılığını güçlendiriyor. Yine de başka bulgulara da ihtiyacımız bulunuyor. 

9- Kafatası kültü de benzerleri gibi tüm dünyaya yayılmış durumda. Dünya coğrafyasının farklı bölgelerinde kafatasları üzerinde oluşturulan tahribatın iki nedeni üzerinde durdu bilim insanları. Bunlardan ilki ölen kişinin düşmanca geri dönüşü halinde-ki bu durumda intikamcı bir ruhtan bahsediyoruz- işlevsiz bırakılmasını amaçlıyordu. Gözlerin oyulması, parmakların kesilmesi gibi eylemlerdi bunlar. İkinci olarak da toplum için değerli kişilerin-olasılıkla kurucu kişinin-atanın kafatasının topluluğun göç ettiği yerlere taşınması söz konusuydu. Bir koruyucu kutsal emanetten bahsediyoruz kuşkusuz. Kutsal kişi ya da bir düşman. Sonuç farketmez, kesin olan bu kafataslarının taşıyıcı kişi ya da gruplara güç sunduğu, sahibinden taşıyıcıya uzanan bir güç transferinin gerçekleşmiş olma olasılığının canlılığıdır. Bu kısımda "beyin yeme" ediminin de ritüel amaçlı olduğu hususu yeterince ispatlandığını belirtmeliyim. Ancak Göbeklitepe'de bulunan kafataslarındaki deliklerin, yalnızca "asma" ya da sergileme amacıyla mı gerçekleştiği, yoksa beyin haznesine kadar uzanıp uzanmadığını da bu nesneleri gördükten sonra yorumlama zorunluluğu hissediyorum. 


10- Göbeklitepe'de yaygın inanç biçiminin nasıl sınıflanacağına ilişkin görüşlerimi iki disiplinden hareketle oluşturdum. 1-Simgebilim 2-Karşılaştırmalı Mitoloji incelemeleri. Henüz bulgular çok az ve daha fazlasına ihtiyacımız var. Ancak sorunun karşılaştırmalı analizleri hiçleştiren ve bilim tapıcılığına dönüşmüş akademi merkezli bakış açısıyla çözümlenemeyeceği de kesin... Doğru bir çözümleme için disiplinler arası çalışmaya ihtiyaç bulunuyor. 

30.06.2017 Bodrum

Göktuğ Halis'in Göbeklitepe kitabı kitapçılarda

0 yorum
Resim yazısı ekle
Göktuğ Halis'in "Simgebilim Perspektifinden Göbeklitepe Tapınakları" isimli özgün çalışması kitapçılarda ve e-satış sitelerinde satış sunuldu http://www.kitapyurdu.com/kitap/simgebilim-perspektifinden-gobeklitepe-tapinaklari/386430.html

Duyuru: Göbeklitepe panel tarihi

0 yorum

Dikine'nin Göbeklitepe paneli 16 Mayıs 2015 Cumartesi günü Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde saat 17:30'da başlayacaktır.

İletişim: dikine@gmail.com

Twitter: @dikine2 


Dikine Göbeklitepe Sunumu Tanıtım Yazısı

0 yorum
Göktuğ Halis

İlk Tapınak ve dini ideolojisi

Göbeklitepe Tapınak bulgularının Prof. Klaus Schmidt ve ekibi tarafından gün ışığına çıkarıldığı son çeyrek yüzyıllık dönem, tüm dünyada haklı bir heyecan yarattı.

Schmidt’in ve onun bulgularını değerlendiren diğer bilim adamlarının temel vurgusu, tarih öncesi zamana özgü “klasik kategori” ve şablonların kırılmasını sağlayan fikirler etrafında dönüyordu. Kült yapıların neolitik-tarımcı ve yerleşik-topluluklara ait olduğu şeklindeki geleneksel görüşe alternatif olarak Göbeklitepe Tapınağı’nın “toplayıcı-avcı” topluluklarca inşa edilmiş olabileceği yolundaki olanaklar, somut bulguların ötesinde, en azından üzerinde durulması gereken, kayda değer bir perspektif sunmuştu.

Perspektifin ikinci kısmı, dini yaşamın “sosyal organizasyondaki” yeri ve önemiyle ilgiliydi ki, XX. Yüzyılın ilk yarısında yürütülen budunbilim çalışmalarından çıkan verilerle tutarlılık arz etmektedir. Buna göre, dini yaşamın-diğer üst yapı kurumlarına benzer şekilde- ekonomik faaliyetin belirleyici gücü tarafından biçimlenen veriler olarak değerlendirilebileceği şeklindeki soyut-genel kabuller sorgulanabilir bir düzey kazanmıştı. Prof. Klaus Schmidt’in bulgularının ardından, “bir tapınak kurma” ve bunun sonrasında da tapınağı merkez kabul eden bir yaşam biçiminin, yerleşik hayatın doğmuş olabileceği yönündeki; dolayısıyla dinin, bilimin, tekniğin ve sosyal organizasyonun ekonomiden değil, tüm diğer hepsinin “din” düşüncesinden doğmuş olabileceği şeklindeki görüş, "Dini Hayatın İlkel Biçimleri" isimli çalışmada E. Durkheim tarafından da dile getirilmişti. Durkheim, “dini düşüncenin” kaynaklarına yönelik arayışında “topluluğun” bireye armağan ettiği “güç” -bireyi aşan ve onun gücünün yetmediği kudret- hissiyatının kaynağı olarak Tanrı düşüncesinin, tüm diğer disiplinleri yaratan merkezi bir fikir olarak değerlendirilmesini istemişti.

Göbeklitepe, Kült yapılar-tapınaklar olarak bildiğimiz sınıfa özgü tarihlendirmeleri bir hayli geri itmektedir. Bu tarihlere uzanan bir kült yapı olanağı ise, tapınak girişimini-neolotik topluluklara özgü kılan kategorinin eleştirel bir süzgece tabi tutulmasını zorunlu kılmıştı.

Sonuçları kesin olarak bilmiyoruz; ancak ben Göbeklitepe’nin “toplayıcı-avcı” topluluklarca inşa edilmiş olduğu ısrarının “yersizce” nitelenebileceğini düşünüyorum. Zira “tapınakta” yer alan simgeler “hayvan” merkezli bir dini inanca olduğu kadar “toprak” ve toprağın verimliliği kültüyle sıkı sıkıya ilişkili gördüğümüz mevsimsel döngülere; çok daha önemlisi “ölen ve yeniden dirilen” Tanrı figürünü sıklıkla işleyen geç dönem tarım topluluklar ve onlara özgü ritüeller ile şaşırtıcı benzerlikler taşıyor. Daha açık bir deyişle, Göbeklitepe dikilitaşları ve tören alanları, yalnızca Şamanizme özgü figürleri değil “toprak ve toprağın” verimliliğine özgü figürler içeriyor. Bugün bizler açık biçimde, yerleşik hayatın, “hayvanların kutsallığını merkeze alan dini inançlarının, önemli ya da önemsiz, ama mutlak bir değişimle neolitik dininin kendine özgü dini hassasiyetlerine adapte olduğunu ve yaşamını sürdürmeye devam ettiğini biliyoruz. Göbeklitepe sunumumda, “gelişkin” din olarak betimlediğim aşama, dinin daha ilkel formlarından uzaklaşmayı belirtmek amacıyla kullanıldı. Bu husus çalışma boyunca ayrıntılı biçimde genişletildi.

Ben Göbeklitepe’ye ilişkin araştırmamda, “kurucu” topluluğun yaşam biçiminden çok, dini ideolojinin ayrıntılarını betimlemeye çalıştım. Bu husustaki olası başarının, dinler tarihi alanının “toplulukların yaşam biçimini” belirlemede “dini ideolojilerin” rolüne ilişkin deneyiminin ürünü olduğunun farkındayım ve küçük de olsa bir katkı hedefledim

Diğer taraftan çok önemli gördüğüm bir diğer hususa da dikkat çekmeliyim: Adına medeniyet denen unsurların “Bereketli Hilal’den” çıkmış olduğuna işaret eden olasılıkları destekleyen bilimsel buluşun, Batı Medeniyeti’nce abartılı bir coşkuyla karşılandığını biliyoruz. Göbeklitepe ile ilgili her sunumda, bir çoklarının yanında özel bir anlam taşıyan Mısır Piramitlerinde 7.500 yıl önceki-şeklindeki ibareler bu coşkunluğun değerini açıklıyor aslında. Bu coğrafya, Avrupa Medeniyeti’nin kendisi için seçtiği kültürel olanakların “arketipidir” ve burada bulunacak her delil, Kara Afrika karşısında ideolojik bir değer taşımaktadır. Kuşkusuz “medeniyet” buradan da doğmuş olabilir ve medeniyetin insanlık adına sunduğu tahribatlar göz önünde tutulduğunda, Afrika ve Mısır medeniyetinin önceliğini savunan benim gibi araştırmacıların “itiraz etmeye” pek de istek taşımayacağı bir durumdur. Ancak mesele “medeniyetin doğduğu topraklar ve bunun tarihsel gerçekliği” olunca insan Batı’dan yükselen her “devrim” çığlığına kuşku ile yaklaşmaktan alamıyor kendini. Göbeklitepe’de de bu olmuştur ve bu durumda da “ayrıntılı bir çözümleme” ile aşılması olası bir manipülasyon vardır elimizde.

Göbeklitepe Tapınak Formu ve onun ayrıntılı analizi, Arkeoloji disiplininin gücünü aşıyor. Bu çalışma alanının bulguları ortaya koyan ve sınıflandıran yetkesinin sınırlarını aşan alanda ise, “dinler tarihi” disiplini bulunuyor.

Dinler Tarihi disiplininin, ilişki halinde olduğu ve açıkça yardım aldığı sosyal ve matematik bilimlerin çeşitliliği, Göbeklitepe gibi “tekil olguların” anlaşılabilmesinin önünde duran güçlüklerin boyutu hakkında da fikir veriyor aslında. Böylece, disiplinler arası çalışmanın bu zorlu kolunun, Türkiye’de, ağırlıklı olarak İslam İlahiyatçılarına emanet edilmiş bir disiplin alanı haline dönüşünün yol açtığı “kısır” bütünlüğe temas etme şansına kavuşuyoruz. Toplumsal aidiyet ve dine sadakat üzerinde yükselen temel kitlesel hassasiyetlerden güç alan bilimsel (!) çalışmaların sebep olduğu bayağılıklardan haberdarız. Durkheim’ın “insanlığın ilk dini olarak Totemizm” fikrinin karşısına “tevhit” fikriyle çıkan çalışmalardan tutun, İslam Peygamberi Muhammed’e vahyedilenden habersizce Kur’an-ı Kerim’in tüm diğerlerinin-Tevrat ve İncil’in-aksine bozulmamış tek kitap olarak nitelenmesine olanak veren yaygınlıklara bakmamız yeterlidir.

Ben yazım süreci 2.5 ayı bulan çalışmamda, Prof. Klaus Schmidt önderliğinde yapılan kazı sürecinin ardından açığa çıkarılan Göbeklitepe Tapınak bölgesindeki arkeolojik bulgulardan hareketle, Tapınağı inşa eden insan topluluğunun-ya da topluluklarının-inancına ilişkin genel bir çerçeve çizmeyi amaç edindim.

“Karşılaştırmalı mitoloji” yönteminden hareketle çözümlemeye çalıştığım Göbeklitepe olgusunda şu soruların yanıtlarını bulmaya gayret ettim:

a- Göbeklitepe’deki arkeolojik bulgulardan-konum (dağ-tepe)-kutsallığı, tapınak formu (açığa çıkarılmış tapınak formları), dikilitaşlar üzerindeki dini simgeler ve yapılan kazılarda çıkarılan diğer bulgular-hayvan ve insan kemikleri vs- hangi dini ideolojilerle ilişki kurularak açıklanabilir?

b- Göbeklitepe’nin, insan topluluklarının inşa etmiş olduğu en erken Tapınak olduğu şeklindeki kabulün doğruluğundan şüphe duymayarak -bölgeyi bir çıkış merkezi (kaynak nokta) olarak nitelemek suretiyle- bir etkileşim ve evrim olanağı bulunabilir mi? Özellikle bölge coğrafyasının-Mezopotamya ve Ortadoğu ile, tapınak formu bağlamında, Batı Avrupa’ya dek uzanan megalit anıtlara uzanan bir etkinin izleri incelenebilir mi?

c- Budumbilim çalışmalarından hareketle bir karşılaştırma-değerlendirme yapılabilir mi? Kuşkusuz bu sorunun handikapları bulunuyor. Özellikle ekonomik faaliyetler başta olmak üzere, benzer yaşam koşullarının benzer dini inançları doğurduğu şeklindeki kabulden hareket etsek bile, Göbeklitepe halkının hangi “ekonomik faaliyet” etrafında örgütlendiğini saptamamız zorunlu hale gelecek.

29.04.2015



Dikine okurlarına bir davet

0 yorum
Değerli dostlar,

ŞanlıUrfa yöre halkının belki asırlardır kulaktan kulağa bilgilerle kutsallık atfettiği ama arkeolojik çevrelerin ancak merhum Klaus Schmit sayesinde ilgi göstereceği ülkemizdeki bir tepenin, Göbeklitepe'nin geçmişimizdeki bir büyük gizi taşıdığı hangi dünya vatandaşının aklına gelirdi?

Merhum Schmit ve ailesi, tıpkı Komagane Krallığı'nın Nemrud dağındaki buluntularını ortaya çıkaran Amerikalı arkeolog "Dağın Kraliçesi" lakaplı Theresa Goell gibi, tam 20 yıl süreyle bu gizemin arkeolojik kanıtlarını ortaya çıkarmaya çabaladı, Klaus Schmit'in eşi Çiğdem Schmit, Prof. Dr. Klaus'un vasiyetini tamamlamak üzere kaldıkları yerden devam ediyor. Ülkemize hayatının o çok kıymetli misyonunu hediye etmiş Klaus Schmidt'i bu vesile ile saygıyla, şükranla anıyoruz.

Geçtiğimiz ay Üsküdar Belediyesi'nin işbirliği ile gerçekleştirilen Göbeklitepe Sunumuna dinleyici olarak hepimiz katıldık, ancak arkeolojik sunum bir yana, konu asıl meseleye, yani bulguların anlamlarının ortaya konmasına geldiğinde konuşmacı profillerinin alana son derece yabancı, bilimler arası tamamlayıcılık prensibinden uzak bir kesimden meydana geldiğini görerek toplantıyı yarıda kesmeye karar verdik. Sonraki kısımla ilgili yayınlanan materyallerden kararımızın nasılda isabetli olduğunu anlamış durumdayız.

Göktuğ Halis, yıllardır yürüttüğü disiplinerarası araştırmalar bağlamında bu konuyu özel olarak çalışmak istediğini belirterek bizlerden bir odaklanma izni istedi, o iznin "ülkemizin ve dünyanın kültürel tarihinin çıkarı" olduğunu söyledik kendisine,  Göktuğ Halis, konuyla ilgili yaklaşık 10 yıllık zahmetli çalışmalarına 2,5 ayını daha ilave etti, sonuçta ortaya söyleyebileceklerimizin özeti olan bir kitapçık hacmi çıktı...

Binlerce yıl öncesinden bize varlıkları, hissedişleri, inançları, sanatsal, sembolik algılarını miras bırakmış uzak atalarımızın anlatmak istediklerini günümüzün diline çevirme çabasına nacizane bir katkımız bile olmuş olsa bundan sevinç duyarız...

Göbeklitepe çalışmamızın toplantısını Nisan sonu olarak planlıyoruz, görüşlerimizin konuya ilgi duyan çevrelere ulaştırılması konusunda da bazı adımlar atıyoruz, onlarca Üniversitenin ilgili bölümlerine davetiye çıkarıyoruz, buyursunlar, suskunluk cehaletin, belirsizliğin ve gizemciliğin kara kapısıdır, bilimsel temellere dayanan eleştiri ise bizi hep memnun edecektir.

Her orijinal fikir, bu konuda her çaba bir sancılı doğumdur, ancak doğum bir kez gerçekleştiğinde eser artık kainata aittir...

Değerli dostlarımızı aramızda görmekten kıvanç duyacağız.

Mustafa Çölkesen




Dikine - Göbeklitepe toplantı duyurusu

0 yorum
Dikine, 2015 yılının ilk toplantısını Nisan ayının son haftası veya Mayıs başında İstanbul'da gerçekleştirecek. 

Toplantımızda, yazarımız Göktuğ Halis, "Göbeklitepe" kazılarının dinsel anlamlarını kadim mitler ve kültler bağlamında çözümleyecek, Orhan Gökdemir ve Mustafa Çölkesen ise konuya dinsel gelenekler bağlamında ayrı başlıklar altında katkıda bulunacak.

Toplantının kesin tarihi ve özet sunumumuz ayrıca sayfamızda yayınlanacaktır.